https://mobirise.com/

ANTALYA'NIN SELÇUK SULTANI
I. GIYASEDDİN KEYHÜSREV TARAFINDAN FETHİ
 [MÖ. 158 yılında görevlendirdiği akıncıların uzun arayışları sonunda yeryüzü cennetini bulan Bergama Kralı II. Attalos, burada etrafı kalın surlarla çevrili, savunulması kolay, fethedilmesi zor bir kent kurdu. Kente de “Attalos’un’un Kenti” anlamına gelen "Attaleia" adı verildi. Antalya’nın güzel günleri olduğu kadar kötü günleri de oldu. Son Bergama Kralı III. Attalos’un varisi olmadığı için bu bölgeyi ve Antalya’yı Romalılara vasiyet yoluyla bağışladı. Roma MS 133’te Doğu ve Batı Roma olarak ikiye ayrılınca; Antalya, Doğu Roma’nın yani Bizans’ın egemenliği altına girdi. Bizans egemenliği altında Antalya birçok savaşa sahne oldu.]
BİR GEMİYE BİR ŞEHİR
Bergama Kralı II. Attalos’tan yüzlerce yıl sonra 1207’de, kentin Bizanslı idarecileri, Mısır'dan limana gelen bazı Türk gemici tüccarların gemisine ve mallarına el koydular. Sonra da “Gidin isterseniz, Konya’da oturan sultanınıza bizi şikayet edin. Gücü varsa, gelip gemi ve mallarınızı o kurtarsın” dediler. Gemisi ve malları elinden alınan tüccarlar, günler süren bir kervan yolculuğundan sonra Selçukluların başkenti Konya şehrine varıp, Sultan I. Gıyaseddin Keyhüsrev’in huzuruna çıktılar.
Selçuklu Sultanı I. Gıyaseddin Keyhüsrev Konya’daki sarayında huzuruna gelen tüccarları dikkatle inceleyerek:
- Antalya’dan geliyormuşsunuz, derdiniz nedir? diye sordu.
Tüccarlar:
- “Ey yüce sultanımız... Biz, geçimini denizcilikle sağlayan tüccarlardanız. Mısır’dan, mal aldık. oradan gemilerle Antalya kıyılarına çıktık. Frenkler, mallarımızı aldı. Bizi soyup soğana çevirdi. Sonra da “Gidin, derdinizi sultanınıza söyleyin, gücü varsa gelsin, mallarınızı geri alsın” diyerek bizi kovdu. Halimizi size arz ediyoruz. Medet ulu sultanımızdan” dediler.
Gıyaseddin Keyhüsrev tahtından hiddetle doğrularak:
- “Sizin mallarınız benim mallarım demektir. Mallarınızı geri alıncaya kadar bu tahta oturmayacağım. Siz hiç endişe etmeyiniz. Sultanınız size verdiği sözü mutlaka yerine getirecektir, dedi ve çok hiddetli olarak yanında ayakta duran vezirine dönerek emir buyurdu:
- Tez zamanda sefer hazırlıkları başlasın.
Selçuklu ordusu Toros dağlarını aşarak Antalya ovasına indiler. Gıyaseddin Keyhüsrev, etrafı bir süre büyük bir coşku ile seyretti. Alabildiğine uzanan deniz çarşaf gibiydi.
Sultan, tüccarlara dönerek:
- Ağalar geldik herhalde, dedi.
- Evet sultanım, geldik, diye tüccarlar yanıtladılar. Gıyaseddin Keyhüsrev, önlerinde büyük bir coşku ile denize dökülen şelaleye baktı ve ordusuna emir verdi:
- Şu akarsuyun kıyısında konaklayacağız. Ertesi sabah da Antalya Kalesi’ni Allah’ın izniyle almaya çalışacağız. Şimdi dinlenin.
Askerler, konaklama telaşıyla bir oraya bir buraya seyirttiler. Güneş, Beydağları’nın ardından kaybolurken denizin üzerindeki ışık çizgisi de bir anda kayboldu.
Ertesi gün, güneş doğmadan komutanlarına hareket emrini verdi. Zira o sırada, deniz kıyısındaki kalenin burçlarında birtakım parıltılar yanıp sönmeye başlamıştı.
Kale surlarının yakınlarına gelindiğinde sultan, ordusunu bir el işaretiyle durdurdu. Sağ elini gözlerine siper ederek kale mazgallarına baktı. Mazgallar oldukça yüksek idi. Kale duvarlarının sarplığı Gıyaseddin Keyhüsrev’i bir an düşünmeye sevketti. Kaleye yapacakları saldırı ok atmadan öteye geçemeyecekti. Çaresiz okçuları hareketlendirmeyi denedi. Böylece, arkada merdiven ve çengel atanlara imkan sağlanacaktı. Yanındaki komutanlara dönerek:
- Okçuları mevzileyin, dedi.
Okçular düzgün sıralar halinde mevzilendiler. Biraz sonra da ok yağmuru başladı. Oklar kalenin burçlarında bir yağmur seli gibi görünüyordu. Kale burçlarındaki askerler ok yağmurundan başlarını bile çıkartamıyorlardı. Daha sonra Sultan:
- “Bu kale okla gürzle alınmaz. Kendine güvenen er kişi varsa burçlara tırmansın, kılıç ve kalkanını kullansın” emrini verdi. Ordu bir anda karıştı. Kalenin duvarlarına uzun merdivenler kuruldu. Ancak kale duvarlarına yanaşmak imkanı yok. Savaşın kızıştığı bir anda, pırıl pırıl zırlılar giyinmiş bir sipahi. omzunda merdiven, yıldırım gibi burçlara koştu. Merdivenini kalenin burçlarına dayayarak tırmanan bu yiğit, üzerine hücum edenleri dağıtarak, belinde taşıdığı bayrağı kale burcunda dalgalandırarak ilk zafer işaretini verdi. Bu dev yapılı yağız sipahi, Konyalı Hüsameddin Yavlak Arslan’dır.
Selçuklu ordusu bu ilk şaşkınlıktan kurtulur kurtulmaz hücuma geçti ve gün kararmadan Antalya Kalesinin her burcunda bir Selçuklu Bayrağı dalgalanmaya başladı. Güneşin son ışıkları denizi bir yol gibi çizerken Gıyaseddin Keyhüsrev, bir zamanlar Roma İmparatoru Hadrianus şerefine yapılan üç gözlü kapıdan geçti. Doğruca limana indi. Sahilde demirlemiş gemileri gözden geçirerek yanındaki tüccarlara sordu: .
- Hangisi, sizin geminiz?
Tüccar, eliyle geniş karınlı bir yelkenliyi işaret ederek:
- Mendireğin yanındaki efendim. Allah sizden razı olsun.
Gıyaseddin Keyhüsrev gülümseyerek:
- Allah sizden de razı olsun. Frenkler bizim bir gemimizi, biz de onların şehirlerini aldık. Hem de size verdiğimiz sözü yerine getirdik.
Fetihten sonra Mübarizeddin Ertokuş Bey, Antalya Valiliğine tayin olundu. Türk iş adamları derhal Antalya’ya gelip yerleştiler. Venedik Cumhuriyeti ile Selçuklular arasında ilk ticaret antlaşması yapıldı. Antalya’da derhal bir Türk donanması kuruldu. Türk mimari eserleri ile şehir donandı.
Kaynak: Hüseyin Çimrin, ANTALYA EFSANELERİ, FETİH DESTANLARI, Antalya Folkloru Kitabı, 1993, Akdeniz Kitabevi, Antalya 1984
YUKARIDA OKUDUĞUNUZ Fetih destanı, benim hikayeleştirdiğim bir fetih destanıdır. 
Antalya'nın fethi ile ilgili ESAS bilgi şöyledir:
Antalya, 1207 ve 1216 olmak üzere 9 yıl ara iki kez fethedilmiştir.
BİRİNCİ FETİH: 5 MART 1207:
Bizanslılar, Antalya Bölgesi’nde Selçuklulara karşı koyabilmek için Haçlılardan yardım istedi. Fakat Haçlılar yardıma gelmeyince; kentteki yönetim değişikliğini fırsat bilen Sultan I. Gıyaseddin Keyhüsrev, tüccarların mallarına el konulmasını bahane ederek harekete geçti. I. Gıyaseddin Keyhüsrev Antalya’yı kuşattı ise de Kıbrıs’tan yardım gelmesi yüzünden zapt edemedi; fakat abluka altına alarak fethi kolaylaştırma yoluna gitti. İki ay süren kuşatmadan sonra Latin idaresinden memnun olmayan Rumların da yardımıyla Antalya fethedildi ve Kıbrıs’tan gelen askerlerin komutanı Aldobrandini esir edildi.
BİRİNCİ FETİH'TEN SONRA ANTALYA'DA DURUM
Antalya’nın alınması, Selçuklu ülkesine yeni dış ticaret kapılarını açmıştır. Ticaretin gelişmesini sağlamak, Gıyaseddin Keyhüsrev’in en önemli siyaseti idi. Bu gelişme, ticaret yollarının güvenliği ile yakından ilgilidir. Antalya ile Mısır arasında ticaret yapanların uğradıkları saldırıdan doğan zararı, ancak Sultan Gıyaseddin Keyhüsrev’in karşılayacağı söylenince, tacirler ona gelmişlerdi. Gıyaseddin Keyhüsrev, bundan da etkilenerek, Antalya üzerine yürüyecektir. Antalya fethedildikten sonra, ticaretin gelişmesi için bazı kolaylıklar sağlanacak, bazı vergiler kaldırılacaktır. Bu arada asıl önemlisi, vaktiyle zarar gören tüccarların uğradığı zarar ve ziyan, belirlenerek devlet tarafından geri ödenmiştir. 
Antalya’nın alınması, Selçuklu ülkesine yeni dış ticaret kapılarını açmıştır. Dış ticaretin korunması için, Antalya’da gemilerin yapılması, ticaret gemilerinin korunması için harp gemilerinin de inşasını gündeme getirmişti. Böylece Türkler, dış ticaretin gelişmesine bağlı olarak bir deniz gücü de oluşturmak yolunu tuttular. Bu deniz gücü ilk olarak Antalya’da ortaya çıkmış, Türk denizciliği için bir ocak görevini üstlenmiştir.
ANTALYA'DA TÜRKLERE YAPILAN KATLİAM
Sultan I. Gıyaseddin Keyhüsrev, Antalya’yı fethettiği zaman, Kıbrıs'tan gelen kuvvetlerin başındaki Gautier de Montbeliard’ı da esir etmişti. Ancak sonradan onu affedip serbest bıraktı. Bunun üzerine bu kumandan, 1212 yılında Kıbrıslıların yardımıyla Hıristiyan halkı isyana teşvik ederek, Antalya üzerine yeni bir sefer düzenledi ve kenti zaptederek, bütün Türkleri kılıçtan geçirdi ve kenti 4 yıl daha bağımsız yaptı. 
Selçuklu sultanlarının kardeşler arası mücadele esnasında Antalya’da meydana gelen bu isyan ve Haçlı işgali Selçukluların bir süre Antalya ile uğraşmalarına olanak vermedi. 
İKİNCİ ANTALYA FETHİ: 23 Ocak 1216
Ancak düşmanın bu istilası uzun sürmedi. Konya’da düzenlediği ordusuyla harekete geçerek, 4 yıl Kıbrıslıların idaresinden sonra Antalya’yı kuşatan Selçuklu Sultanı İzzeddin Keykavus, Bizans ve Haçlılar tarafından savunulan Antalya’yı 1216 yılında denizden ve karadan kuşatarak ikinci kez fethetti. kalıcı olarak geri aldı ve başta Gautier de Montbeliard da olduğu halde bütün Hıristiyanları öldürdü. Kentin Bizans tarihi böylece son buldu.
Antalya subaşılığını, yine bu havalinin kanun ve ahvalini bilen, Mübarizüddin Ertokuş’a verdi.
[İbn Bîbî, Antalya kenti alındıktan sonra geçen üç günü Selçukname kitabında şöyle anlatacaktır: 
‘...denize ve ovaya kan nehri akıttılar. O günden sonra uzun bir süre Akdeniz’in üzerinde kırmızı bir kan örtüsü yayılı kaldı. Aylarca deniz balıkları ve hava kuşları, o kötü huylu kafirlerin cesetlerinden ve leşlerinden kendilerine yiyeceği bol bir ziyafet ve mükellef bir sofra düzenlediler... O arada kuşatma sırasında kale duvarlarında açılmış olan yarıklar ve çatlaklar tamir edildi... Kadı, hatip, imam, müezzin ve hafızlar tayin edilip, minber ve mihraplar kuruldu..."
O YILLARDA ANTALYA'DA TÜRK NÜFUS DURUMU
Ülkedeki iç üretimin artmasında, zaman zaman insan gücü eksiği görülmüştür. Bu iş gücü eksiğini Keyhüsrev, zoraki iskanla gidermeye çalıştı. Bir de Antalya’da Türkler ilk yıllarda sayıca yerleşik kentlilerden daha az bir nüfusa sahipti. Fetih sonrasında Çandır, Çakırlar, Karaman, Solak, İlyas, Eydir Antalya’ya; Hisarçandır, İsalu, Macar, Çakallı, Teke Serik’e; Sarılar, Demirciler, Işıklar, Cebeci, Aklar, Avsallar Manavgat’a; Çavdar, Dodurga, Kınık, Avşar, Bayındır, Kayı Finike ve Kaş’a; Mamatlar, Yuva, Avdan, Kargın, Dat, Köseler, Bayat, Yazır ve Belendi gibi Türk grupları Korkuteli’ne yerleştirildiler. Birkaç yıl öncesinde Antalya’daki Türkler bir felaketle karşılaşıp toptan şehit edilmişlerdi. Bu nedenledir ki, kentin Türk ve Rum, Yahudi ve Ermeni mahalleler arasında iç surlar inşa edildi. Türkler korunma altına alınarak cuma namazları sırasında ve geceleri iç sur kapıları kapatılarak, mahalleler arasında geçişler yasaklandı.
Kaynak: Hüseyin Çimrin, Antalya Tarihi ve Turistik Rehberi, 5. Baskı, S.56-59 S'mge Yayınevi, Antalya-2002.